Şereflikoçhisar Tuzgölü Haber Gazetesi

Gazete – Matbaa – Baskı İşleri

CAMİ VE İLİM

İslam medeniyeti cami merkezli bir medeniyettir. Kur’an-ı Kerim’de, yeryüzünde inşa edilen ilk mescit olarak Kâbe’den bahseden ayeti kerime, aynı zamanda insanoğlu için hayatın başlangıcıyla caminin tarihinin kesiştiği gerçeğini beyan ederek önemli bir hakikate ve büyük bir hikmete dikkat çekmektedir. Nübüvvetin son ve evrensel temsilcisi Peygamber efendimiz de Mekke’de İslam’ın tebliğ merkezi, müminlerin sığınağı ve mescit olarak Erkam’ın evini belirlemiş, Medine’ye hicret ettiğinde ise ilk işlerden birisi olarak Mescid-i Nebi’yi inşa etmiştir.

Mescid-i Nebi ihtiyaçların karşılandığı, sorunların çözüme kavuşturulduğu, kimsesizlerin himaye edildiği, bireysel ve sosyal düzlemde her türlü mesele ile ilgili istişarelerin yapıldığı, kararların alındığı bir merkez olarak görev ifa etmiştir. Bütün bu fonksiyonlarıyla beraber Mescid-i Nebi’nin en önemli işlevi, edep, adap, ilim ve irfanın aşılandığı bir mektep oluşudur. İnsanlığın güzide nesli sahabe topluluğu bu mescitten yetişmiştir. İslam’ı öğrenmek için gelen kişi ve gruplara Peygamber efendimiz dini bu mescitte öğretmiş, uygun zaman dilimlerinde ashaba orada dersler vermiş, soruları mescitte cevaplamıştır. Dolayısıyla bizzat Peygamber efendimizin uygulamalarıyla mescit ve camiler her düzeyde ilmi faaliyetlerin yapıldığı önemli bir bilgi ve tefekkür merkezi olmuştur. Peygamber efendimiz bir gün mescide girdiğinde bir kısmı tilavet ve dua ile, bir kısmı ise ilimle meşgul olan iki topluluk görünce, her iki grubun da hayırlı bir işle meşgul olduğunu ifade ettikten sonra “Ben muallim olarak gönderildim.” buyurarak ilimle meşgul olanların yanına oturmuştur. Söz konusu rivayet ve uygulamalar mescitlerin ilim merkezi oluşunu ibadet mekânı olmasından daha güçlü hale getirmektedir.

Bu bağlamda önemli bir örnek de Mescid-i Nebi’nin bir bölümünde ikamet eden ve sürekli ilimle meşgul olan Ashab-ı suffe’dir. Peygamber efendimizin her daim yanında bulunan, ona sorular sorarak pek çok meselenin vuzuha kavuşmasına vesile olan söz konusu toplulukla beraber Mescid’i Nebî zamanla sistemli bir eğitim-öğretim müessesine dönüşmüştür. Nitekim Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Mes’ud başta olmak üzere fıkıh, tefsir, hadis gibi ilim dallarında önemli isimler olarak öne çıkan birçok sahabî de Suffe’den yetişmiştir. Diğer yandan Mescid-i Nebi’de Peygamber efendimizin eğitim-öğretim amacıyla düzenlediği meclislere erkeklerin yanı sıra kadınlar da yoğun olarak katılmışlardır. Hatta kadınlar Peygamber efendimizden mescitte ilim öğrenmek için kendilerine özel bir gün tahsis etmesini istemişler, Allah Rasulü de özel bir gün belirleyip vaaz ve nasihat ederek onların eğitimleriyle meşgul olmuştur. Böylece asr-ı saadetten beri mescit ve camiler sadece ibadet mekânı olarak düşünülmemiş, bilgi, hikmet ve irfan merkezleri olarak varlığını devam ettirmiştir. Medrese ve mescit bir bütün olarak düşünülmüş, kelam ve fıkıh gibi İslam düşüncesinin önde gelen disiplinlerinin önemli ekolleri mescit merkezli oluşmuştur…İslam inancı ve düşüncesinde cami ve üniversitenin bütüncül bir bakış içerisinde ele alınması oldukça önemli, özgün ve hayati bir yaklaşımdır. Böylece Müslümanlar, ibadet ile ilmi beraber düşünmüşler, ilimle ilişkilerini; ibadet anlayışı, kulluk bilinci, sorumluluk duygusu ve güzel ahlak ekseninde kurup geliştirmişlerdir. İlmin bizatihi kendisini muhterem kabul edip her alanda insanlığa faydalı olacak çalışmalar yapmayı kulluk sorumluluğu kabul ederek kısa sürede din, matematik, tıp, felsefe, fizik, kimya, astronomi gibi ilmin bütün dallarında büyük bir müktesebat oluşturmuşlar, binlerce eser telif etmişler ve tarihe yön veren buluşlar gerçekleştirmişlerdir. Yine aynı bakışın tabiî sonucu olarak Müslümanlar, ilmi; hayatın içinde ve sosyal gerçekliklerden koparmadan, çağının meselelerini dikkate alan bir yaklaşımla ele almışlar, bilgiyi güç devşirmek için değil, insanlığın huzuru için kullanmışlardır.

Peygamber efendimize ilk gelen ‘Alak suresi ayetlerinin, “oku” emri bağlamında Yaratan’dan, insanın yaratılışından, bilgi ve kalemden bahsetmesi; insanı, evreni ve gayeyi doğru anlama açısından ihmal edilemez hayati bir ufuktur. Aynı şekilde Kur’an-ı Hâkim’in, insanın varlığı ve hayat serüvenini izah eden, tabiatı ve evreni tefekküre yönelten, hayatın gayesi, ahiret ve varoluşun hikmetini beyan eden, akletme, tefekkür, tedebbür ve tezekkürü vurgulayan ayetleri; ilim, ibadet ve güzel ahlak bütünlüğü ile sağlam bir inanç, şuur ve kişilik oluşturmaktadır.

Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, bugün ülkemizdeki seksen bini aşkın camimizin her biri aynı zamanda bir ilim ve eğitim müessesesi, irşat ve irfan merkezi olarak görülmelidir. Başta hutbelerimiz olmak üzere vaazlar, cami dersleri, akaid, fıkıh, tefsir, hadis sohbetleri, camilerde Kur’an öğretimi ve benzeri çalışmalar, tarih boyunca olduğu gibi cami ve mescitlerimizin asli fonksiyonlarından birisi olarak kabul edilmelidir. Peygamber efendimiz zamanında olduğu gibi kadınlar, gençler, çocuklar ve toplumun tüm katmanları ve bireyleri aynı imkân ve rahatlıkla camilerimizdeki vaaz, sohbet ve cami derslerine katılmalıdır. Din görevlisi hocalarımız ve aziz milletimizin her ferdi bu bilinçle mescit ve camilerimizi sahih dinî bilginin muhkem kaleleri, üstün insanlık nizamının öğretildiği ahlak mektepleri olarak görmeli ve iyi değerlendirmelidir.
(Diyanet Aylık Dergi Eylül 2020)