Şereflikoçhisar Tuzgölü Haber Gazetesi

Gazete – Matbaa – Baskı İşleri

Allah’ın işine karışmayın!

Bizi Allah’ımız, nasıl yarattı ise, yaşattı ise,  yine bir gün bu hayat sona erecektir. Kitabımız Kur’anda “Her canlı ölümü tadacaktır”. Ali İmran 185, Ankebud 57 denilmektedir.  Allah, böyle diyor. O, ne diyorsa doğrudur. Biz müminler Kuran’a kesinlikle iman ederiz. Allah, öyle diyorsa, yani öleceksiniz bir gün diye, öleceğiz. Yeryüzünde 200 yaşında insan yoktur. Dünyaya gelen her insan bir gün ölüp gitmiştir. Eğer bu olmasa idi, yani her canlı ölümü tatmasaydı, 200, 250 yaşında da insanlar olurdu. Ama yok. Bir gün siz de, bizde evlatlarımızda, sevdiklerimizde kesinlikle ölüp gidecekler.

Şimdi bunları neden yazdım. Son günlerde sevdiklerimizin ya da sevmediklerimize rağmen sırf mahalle baskısı yaşamayalım diye sever gibi göstermeye çalıştıklarımızın vefat haberlerini duyuyoruz. Sosyal medya da her şey bedava, ne yazarsan, ne düşünüyorsan üç-beş dakikada yazıp bir okey ya da paylaş tuşu ile paylaşabiliyoruz. Hayatta iken yüzüne bakmadığımız, her defasında kuyusunu kazdığımız, elimizden gelse boğazını sıkıp öldürmeye çalıştığımız kişilerin vefat haberini duyunca,  o gün sosyal medya kara gün haline geliyor. Kel ölmüşse, sırma saçlı, kör ölmüşse badem gözlü oluyor. Aman Allah’ın övgü dolu sözler, cof coflu kelimeler, birlikte geçmişte çekilmiş fotoğrafları paylaşmalar, yani yalakalık üzerine yalakalık yapıyoruz. Tamam sevdiklerimizi kaybetmek zor, Rabbim kimseye o acıyı vermesin diyeceğim ama, öte yanda Allah’ın emri de kesin. Ölüm var diyor, öleceksin diyor, burası baki kalacağınız yer değil, burası imtihan dünyası diyor. Diyor ama anlayan kim?  Sevdiklerimizi kaybetmek zor. Acılarını taşımak, onsuzluklara alışmak daha da zor. İnsan üzülür, ağlar, acı çeker ama tüm bunları yaşaması kadar doğal bir şey yok. Ama ölünün üzerinden prim yapmak ne demek? Ölünün üzerinden şow yapmak ne demek? Ve emin olun hani bu sosyal medyada ölen kişiler için cof coflu sözler yazanlar, sözde en büyük acıları yaşayanlar, vefat eden kişinin kapısına dahi gitmeyip geride kalan eşini ,çocuğunun bir ihtiyacının olup olmadığı sormayan, hatta soramayan kişiler.

Ya yazdıkları, onlara ne demeli! “Ölüm sana yakışmadı! Daha yapacaklarımız vardı! Beni bırakıp Allah’a gitti! Çok erken oldu be ya! Haşa bu tip cümleler kişiyi dinden çıkarır. Ölüm sana yakışmadı! Allah aşkına ölüm bir elbise, bir araba, bir ayakkabı mı, ya da kazak mı ki, geldiği kişiye yakışacak? Çok erken oldu be! Peki neye göre erken. Ölümün yaşı mı var ki! Ya da genç insanlar ölmeyecek diye, haşa ayet hadis varda bizim haberimiz mi yok? Ve en komiği haşa “Allah’a gitti”  Yahu senin inandığın Allah haşa yan komşumu, ya da başka il ve ilçede yaşayan akraban falan mı, ya da bakkal market gibi bir yer mi? ona gidiyorsun. Ölümde gitmek yoktur, Kur’anın dili ile “döndürülme” vardır.

Ve en acısı sosyal medyada işkembeden atıp, klavye yalakalığı yapanlar, emin olun çoğu balık hafızasına sahip olmalı ki, henüz ölen kişi toprağa verilmeden acısı bitip, bir gün sonra yani hesabından oyun havası, komik ikonlar ve abuk subuk şeyler paylaşmaya devam ediyor. Hani dün falanca için sosyal medyayı yıkıyordun, en cof coflu sözleri bulup, yaşamadığın acıları yaşamış gibi yapıyordun. Peki ölen kişinin arkasından tek satır, Kur’an okuyabildin mi? Onun ruhunu azaptan kurtaracak en ufak bir hal ve harekette bulundun mu? Yok… benim görevim, sosyal medyada şov yapmak. Evettt. Onu çok iyi yaptın. Brawo…

Bakın bir örnek vereyim. İzmir depreminde çöken Rızabey Apartmanı’nın enkazından 91 saat sonra çıkarılan 3 yaşındaki Ayda Gezgin, tedavi gördüğü Ege Üniversitesi Hastanesi’nden önceki gün taburcu edildi. Hatta taburcu edilirken babasının kucağında ayaklarında çorap olmadığı için eleştiri konusu oldu. Birkaç gün önce Ayda bebek için timsah gözyaşı dökenler, olayı mucize olarak görüp acıtasyon yapanlar, birkaç gün sonra babasını suçlayarak; “ ayağına çorap dahi giydirmemiş” dediler. Hatta baba birkaç gün sonra Ulusal basına açıklama yaptı ve dedi ki; “ “Bırakın acımızı yaşayalım. O hastaneye girdiğimde de tektim, kızım taburcu olup çıktığında da. O gün o hastaneye girdiğimde yanımda olan dostlarım taburcu olduğunda  da yanımdaydı. Kapının önünde bizi bekliyorlardı. Hastaneden çıkıp arabaya yürüdüğümüz mesafede kısa bir mesafeydi. Evet, Ayda’nın ayaklarında çorap yoktu. Ayakları yara içindeyken çorap giydiremezdim. Kızım 5 gün enkaz altında kaldı. Günlerce banyo yapmadı. Eve getirip banyosunu yaptırdım, ayaklarını kremledim. Kızıma ilk defa bakmıyorum, bu çocuğu ben büyüttüm” dedi.

Yani işin özü şu, hani enkazdan ilk çıktığı anı hatırlayalım. Hepimiz TV başında sıcak yuvamızda, o an o masum için gözyaşı dökmüş, sanki kendi çocuğumuzun kurtuluşu gibi sevinmiştik ya, hıh işte, ayakları çıplak diye sen-ben o babayı kınadık, aslını neslini bilmeden, yargısız infaz yaptık.

Lütfen yapmayalım. Acımızı, ölümümüzü şova çevirmeyelim. Ve en önemlisi nasıl ki, doğmak, hayata merhaba demek bir olay ise, ölümde her ne kadar acı olsa da o da bir olay.

Hele hele sırf yalakalık olsun diye, yaptığımız paylaşımlar, emin olun ona artık kargalar bile gülmeye başladı. İlçe küçük, kimin hangi niyette olduğu, kimin kimi sevip sevmediği, kimin kime ne için yalakalık yaptığını herkes iyi biliyor.

Ve o sözleriniz, haşa Rahmana şirk olan sözler… Onlar, vefat edenleri geri getirmeyecek. Sade ama sadece günah hanenize bir günahın daha yazılmasına vesile olacak.

O yüzden bırakın acımızı hissettiğimiz kadar yaşayalım. Yalakalıkla, şovmenlikle bir yere varılmayacağını anlayalım. Ve şunu unutmayalım. Ölüm, bir gün herkese gelecek. Ve o an yeni bir başlangıç olacak.

Her şeyin gönlünüzce olması dilek ve temennisi, selam ve dua ile..