Şereflikoçhisar Tuzgölü Haber Gazetesi

Gazete – Matbaa – Baskı İşleri

DOSTLUKLARI MENFAATLERİ KADAR OLANLAR!

Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde (Osmanlı Dönemi-Fenafillah makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevi halin zevk ve tesirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hali) söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkum edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşeri bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rekat namaz kılar. Ardından şöyle dua eder: “Allah’ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.” Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diyerek Hallac-ı Mansur’a taş atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”
Bugün buradan faklı bir konudan bahsetmek istiyorum. Siyaset yok, Ticaret yok, eleştiri yok, yol gösterme yok… Bugün dostluklardan bahsetmek istiyorum. Hani her geçen gün sayıları azalan, hani her geçen gün yerlerini çıkar, menfaat alan, adam gibi dostluklardan… Hani kahpeliğin, alçaklığın, yarı yolda bırakılmayan, sıcak ve samimi dostluklardan… Para bulunur, mevkii makam edinilir, ticaret yoluna konulur ama dostlar zor elde edilir. Peki var mı günümüzde böyle dostluklar? “Çok zor” dediğinizi duyar gibiyim. Dostlukların yerini çıkarların, arkadaşlığın yerini paranın, iyi niyetin yerini çekememezliğin aldığı şu günümüzde, satan satana. Kimisi parti için, kimisi para için, kimisi güç gösterisi için, teker teker satmaya başlıyor dostlarını…
Yürümeleri gereken yolda yol arkadaşlarına tekme atıp yola yatanlar, kendi çıkarları için yola çıkmış olanlardır. Nokta kadar menfaat için, virgül gibi eğilenler, kullara kulluk etmek için sıra bekleyenlerdir. Bunlardan heva adamı çıkar, ama dava adamı çıkmaz. Kemik uğruna köpek olanlar, menfaat uğruna çakal olmaktan geri kalmazlar. Kendi çıkarları söz konusu olunca her şeyi mübah görenler, meşru hiçbir tarafı kalmamış olanlardır. Ey menfaatleri için dost görünüp oyun yapan insanlar. İnanın ki sizden üstündür ortalıkta gezen uyuz hayvanlar!
Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.
Yazıma bir dostluk hikayesi ile son vermek istiyorum.
Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün; ‘Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi’ Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi. Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki… Devam eder durur konuşma… Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava, Dostun hakikisini anlamaya…
Bir akşam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala, Baba der ki oğluna, ‘Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna’ Çuvaldan kanlar damlamakta, Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta, Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı, O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı, Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını, Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır, Evlat geriye döner, Ama içten yıkılır…
Babasına dönerek; ‘haklıymışsın baba’ der, Dost yokmuş şu dünyada ne sana, ne de bana, Baba ‘hayır Evlat’ der, ‘benim bir dostum var bildiğim, Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona’, Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar, Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar… Gider, baba dostuna, Kabul görür, sevinir, O dost, delikanlıyı alır hemen içeri, Geçerler arka bahçeye, Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpiştirirler toprak, Belli olmasın diye dikerler sarımsak… Genç adam gelir babasına; ‘Baba, işte dost buymuş’ diye konuşunca, Babası; ‘daha erken, o belli olmaz daha, Sen yarın git Ona, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi, Sonra gel olanları anlat bana…’Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun hakikisini, Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı, Der ki tokadı yiyen DOST; ‘Git de söyle babana, Biz satmayız sarımsak tarlasını Böyle iki tokada’
Ve şu unutulmamalı, dost olmayı unutanlar, düşman olmayı çok iyi yaparlar. Rabbimim bizleri gerçek dostlarla karşılaştırması dilek ve temennisi selam ve dua ile…

Sakarya araç kiralama Sakarya evden eve nakliyat